Kadınlarımız, farkındaysak artık eskisi kadar sağlıklı değiller. Belki erkeklerimiz de sağlıksızdır. Ancak bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak erkek sağlığından sadece kısırlık söz konusu olduğunda bahsetme hakkım olduğunu düşünüyorum.

Kadın sağlığı neden önemlidir?

Çünkü kadın doğurabilmelidir. Sağlıksız bir kadın hamile kalmakta zorlanır veya kalamaz, sağlıksız kadın hamile kalsa da kolay kaybeder, sağlıksız kadın kaybetmese de zor ve sorunlu bir hamilelik geçirir. Sağlıksız kadın zor normal doğum yapar veya yapamaz. Sağlıksız kadın zor emzirir veya emziremez. Bebeği zor büyütür. Çocuğu zor idare eder. Zar zor okutur. Bebek ve çocuk psikolojisiyle birlikte tüm ailenin psikolojisini bozar.

Sadece kadının sağlıksız olması tüm bunların sebebidir gibi düşünülmesin. Ama sağlıksız bir erkeğin gebelik taşımak ya da bebeği doğurmak zorunda olmaması sebebiyle etki alanı kısıtlıdır. Oysa kadın, bir sonraki nesile yön ve ruh verendir. Bilimsel olarak bakarsak anne yaşının bireylerin ölüm yaşındaki etkileri, erkek çocuklarda bulunan genetik malzemenin büyük çoğunluğunu annenin belirlemesi, anne karnında sorun yaşamanın, hayatın ilerki dönemlerinde yaşanan bazı ruhsal sorunlar ve zekayla ilişkilendirilmesi kanıtlardır.

Kadınlarımız kendi vücutlarını bilmiyor. Neresi vajina, neresi rahim, neresi vulva diye bir etrafınıza sorun ve cevaplara bakın. Kadınlarımız kendi işleyişlerini bilmiyor. Adet gününü belirtirken bittiği günü söylüyor. Doktora gitme zamanı ile adeti arasında ilişkiyi kuramıyor. Kadınlarımız hamile kalınca bebeğin nerde yerleştiğini, neyin içinde olduğunu, nasıl korunduğunu bilmiyor. Gebelik ve doğum konusu bu konuda en kolay yönlendirilebilen en hassas durum. Gebe kalınca en ufak bir kanamada ayağa kalkarsa düşük yapacağını veya yüzüstü yatarsa bebeği ezeceğini, araba kasisten geçerken bebeğinin zarar göreceğini düşünüyor. Emzirmenin sadece doğumun şekline bağlı olduğunu, sezaryen olursa emziremeyeceğini zannediyor. Çocuğun saçlarının midesini yaktığını, gebelikte ilişkiye girerse çocuğunun zarar göreceğini, gebelikte ”alttan muayene” olursa gebeliği kaybedebileceğini düşünüyor. Menopoza dair fikri ve bilgisi zaten yok. Adetten kesilince herşeyin bittiğini düşünüyor. Yaşadığı her sorunu yaşlılıkla ilişkilendirip, cinselliğe dair sıkıntılarını dillendirmeye utanıyor. Bazen de böyle düşündürtülüyor. Kim tarafından, etrafta akıl veren fikri çok ama bilgisi yok topluluk tarafından. Bunlar bazen işyeri arkadaşı, bazen kadının bazen de erkeğin ailesi oluyor. Kendi tecrübelerimde bindiği taksinin şoförü ” abla sen bu bebeği biraz aşağıda taşıyon galiba ” dedi diye ağlayan, güneşlenirse çocuğunda leke olacağını zannedip gölgede kalan  kadınlar görmüşlüğüm vardır.

Sorun bilgi boşluğundan kaynaklanıyor. Zamanında ve yerinde bilgisi olmayan kişiler sorun olduğunda bilgiye ulaşmak için ya etraflarına danışıyor veya  interneti açıp okuyor. Sorunun ne olduğu tam bilinmeden, kişilerdeki sorunun aynı olup olmadığı anlaşılmadan çözüm öneriliyor. Mesela başağrısını düşünelim. Aynı başağrısı olduğunu varsayarak aspirin içen iki kişi olsun. Oysa bir tanesinin başağrısı sebebi bir beyin içi kanama ise sizce aspirin bu tür bir kanamada ölüme sebep olabilir mi? Tabii ki  evet. Bir kişiye çözüm olan diğerine ölüm getirebiliyor. Öncelikle sorun doğru ortaya konmalı, sonrasında kişisel farklılıklar ele alınmalı, sonrasında o kişiye özel durum değerlendirilmeli ve o kişiye özel bir çözüm üretilmeli. Oysa bilgi olmadığında bakış açısı oldukça yüzeysel oluyor. Mesela biz kadın doğumcuların en sık karşılaştığı örneği vereyim size; bir hamile kadın bize geldiğinde kadının durumu ne olursa olsun doğumunu annesi gibi yapacağı varsayımı vöne sürülür. Annesi 20 li yaşlarda doğurmuş, ev hanımı olduğu için mesaili çalışmamış, gayet rahat hareket etmiş, alaturka tuvalete çökmüş bir kadındır. Bize gelen gebeye bakalım. 30 yaşını geçmiş, daha öncesinde hiçbir doktora gitmediği için kendisinde olan hastalıklardan habersiz, çoğu zaman kansız, vitamin eksiklikleri olan, hayatında düzenli olarak hiç spor yapmamış, beslenme konusunda son derece bilgisiz, çoğunlukla evde düzenli öğün alışkanlığı olmayan. Kahvaltı yapmayan veya işyerinde kahve poğaçayla kahvaltı yaptığını zanneden. Sabah erkenden servise binerek bütün gün işyerinde oturan. Akşam dışardan birşeyler yiyen. Hafta sonlarında öğlene kadar uyuyup, açık büfelerle yaşayan bir kadın. Ya da zayıflama diyetisyenlerinde kaslarını yakan diyetlerle hayatını harcamış,  haftada 3 kere arabayla gittiği spor salonunda geçirdiği 40-50 dakikayı egzersiz sayan kadınlar.  Bu kadınla annesi arasında doğum şeklinin aynı olacağına dair bilimsel bir kanıt sunabilir misiniz? Aynı kadının her bir hamileliğinin bile çok farklı geçtiğine defalarca şahit olmuş bizlerle bu konuyu tartışan aile bireylerine nasıl yanıt verebilirsiniz? Kadının farklı, kocasının farklı, karnındaki bebeğinin farklı, yaşadığı ortamın farklı olduğunu anlatmak için neler yapabilirsiniz?

Toplumumuzdaki yüksek sezaryen oranları tartışılırken niçin herkes doğumun sadece son 2 saati ile ilgileniyor. Bir bebeğin kalitesinde sadece doğum şekli mi etkilidir?

Normal doğumu savunmadığım sanılmasın. Zaten doğum savunulması gereken bir durum değildir. Doğal bir durumdur. Gebeliğin sonunda doğum doğal olarak başlar ve hiçbir müdahele gerekmeden kendisi ilerler ve biter. Doktor sadece izler ve yönetir. Ağrıyı yönete, kendini kontrol eden, ağrı varken bebeği itme gücünü bulan hep kadının kendisidir.

Kadınımız doğallıktan uzaklaşırsa, doğal doğum nasıl olur?

Batılı devletler bu sorunu bizden önce endüstri devrimi ile görmüşler. Ve bir politika üreterek hamilelik öncesi kurslarla, anne adaylarının devlet eliyle ücretsiz ve eşit eğitimini sağlamışlar. Hamileliklerinde tüm anne adaylarına bir sorumlu ebe tahsis ederek, beslenme ve egzersiz programlarına katılmayı zorunlu tutmuşlar. Haftada belli saatler verilen bu eğitimler için işyerlerinde buna uygun yasalar çıkararak hamileyi işverenle muhatap olmaktan korumuşlar. Neslin sağlıklı devami için belli ultrason sayısı ve kalitesini (2. düzey ultrasonlar) yasalarla korumaya almışlar. Doğum yapılacak hastanelerde acil durumlar için protokoller düzenleyerek doktorun ameliyathane bulamaması veya yoğun bakım araması gibi üzerine vazife olmayan işlerle meşgul olmasını engellemişler. Ebelerin ve hastanın eğitimi sayesinde zor olmayan doğumlarda yıllarca en pahalı eğitimi vererek yatırım yaptığı hekimi değil yardımcı sağlık personeli olan ebeyi istihdam etmişler. Böyle olunca işler kolaylaşmış. Bizdeki durumu ve yorumu bu bilgilerle sizlere bırakıyorum.

Çocuklarımıza karıncadaki kitin tabakasını öğretiyorsak, ilkokuldan başlayarak sarmal şekilde yani her sene üzerine bilgi katarak, fen derslerinde kadın ve erkek vücudu ve işleyişi öğretmenler tarafından ve milli eğitimin denetiminde anlatılmalıdır. Aksi halde porno siteleri ve yayınlarından öğrenilmiş kadın cinselliğini kadında denemeye kalkan erkekler. Bekaret duygusu altında ne biliyorsa onu da kocasından öğrenen kadınlar. Olmaları gerektiği için yapılmış çocuklarla şekillenen bir geleceğimiz olur.

Peki sizce bugünkü durum nasıldır?

Kadın cinayetleri veya kadına karşı artmış şiddet bile aslında bugünkü sosyolojik durumumuzun bir göstergesi değil midir?

Neler oluyorsa bizim kadınlarımıza buna dur demek hepimizin elinde, önce bilimle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir